Düğünlerde, asker uğurlamalarında ve bayram sofralarında yer alan keşkek, yapılış süreciyle de birlik ve paylaşmayı simgeliyor.
Keşkeğin hikâyesi Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Türklerin göç yolculuğunda buğday ve et gibi temel gıdalarla hazırlanan bu yemek, Anadolu’da zamanla tören yemeğine dönüştü. Büyük kazanlarda saatlerce pişirilmesi ve piştikten sonra tahta tokmaklarla dövülmesi, yemeğin en dikkat çekici aşaması oldu. Bu dövme işlemi çoğu yerde imece usulüyle yapılırken, ortaya çıkan sesler köyün bayramda olduğunu haber veren bir işaret olarak görüldü.
Keşkek, sabrı temsil eden bir yemek olarak biliniyor. Çünkü ne kadar acele edilirse edilsin, keşkek yavaş pişmeden kıvamını bulmuyor. Bu yönüyle “beklemeyi bilenin yemeği” olarak anılıyor.
Keşkek tarifi de geleneksel sadeliğini koruyor. Temel malzemeler değişmese de yöreden yöreye küçük farklar görülebiliyor.
Keşkek için gerekli malzemeler arasında dövme buğday, kemikli et ya da tavuk, su, tuz ve üzeri için tereyağı ile kırmızı biber yer alıyor.
Yapılışına bakıldığında, buğday bir gece önceden ıslatılıyor. Ertesi gün et ve buğday büyük bir tencereye alınıyor, üzerini geçecek kadar su ekleniyor. Kısık ateşte uzun süre pişirilen karışım, buğdaylar tamamen açılıp et lif lif ayrılana kadar kaynatılıyor. Ardından et kemiklerinden ayrılıyor ve karışım tokmak ya da tahta kaşıkla dövülerek pürüzsüz hale getiriliyor. Servis öncesi tereyağında kızdırılan kırmızı biber üzerine gezdiriliyor.
Yüzyıllardır sofralarda yer alan keşkek, bugün de sadece karın doyuran bir yemek değil, birlikte üretmenin ve paylaşmanın simgesi olarak yaşatılmaya devam ediyor.




