Tapuları bile teslim edilemeyen projeler, inşaatlarda çalıştırılmak üzere getirilen üçüncü ülke vatandaşlarının kaçak çalıştırıldığı ve güneye geçirildiği iddiaları ve şimdi de konut alan T.C. vatandaşlarına otomatikman KKTC vatandaşlığı verilmesi hazırlıkları, sektördeki tabloyu daha da tartışmalı hale getirdi.
KKTC’den konut satın alan T.C. vatandaşlarına otomatikman KKTC vatandaşlığı verilmesi için hazırlık yapıldığı öğrenildi. Türkiye Gazetesi’ne konuşan Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, elde kalan konutların satışını sağlamak için bu yönde hazırlıklar yaptıklarını açıkladı. Gürcafer, konuyu Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’la da görüşeceklerini söyledi.
Gürcafer açıklamasında, KKTC’nin “Doğu Akdeniz’in Miami’si olmaya aday, bakir ve geleceği parlak bir ülke” olduğunu savunarak, pandemi döneminde yabancılardan büyük talep geldiğini, yaklaşık 10 bin konutun hızla satıldığını ifade etti. Ancak ardından yapılan ve bir kısmı hâlâ tamamlanmayan 20 ila 25 bin konutun, Rum kesimi kaynaklı sebeplerle satılamadığını söyledi. Bu konutların satılması için bir süredir hükümetle görüşmeler yaptıklarını belirten Gürcafer, belli bir rakama kadar, paket dâhilinde konut alan T.C. vatandaşlarına vatandaşlık verilmesini planladıklarını, bunun diğer ülke vatandaşları için geçerli olmayacağını dile getirdi.
Bu açıklamalar kamuoyunda büyük tepki yarattı. Çünkü ortada çözülmemiş çok ciddi sorunlar varken, yeni bir “satış paketi” hazırlanması, sorunları örtbas etme girişimi olarak görülüyor. Tapuları hâlâ verilemeyen binlerce konut var. İnşaat sektöründe çalıştırılmak üzere getirilen üçüncü ülke vatandaşlarının kaçak çalıştırıldığı, bir kısmının da güneye geçirildiği yönünde uzun süredir konuşulan iddialar bulunuyor. Bunların hiçbiri net şekilde aydınlatılmış değil.
Şimdi ise tüm bu sorunlar çözülmeden, sırf stoktaki konutlar satılsın diye vatandaşlık vaadi gündeme getiriliyor. Bu yaklaşım, devleti ve vatandaşlığı bir “pazarlama aracı” haline getirmekle eleştiriliyor. Vatandaşlık, ekonomik krizi geçici olarak hafifletecek bir satış kampanyasının parçası olamaz. Bu, hem hukuka hem de toplumsal vicdana aykırı bir anlayıştır.
Cafer Gürcafer hakkında geçmişte de birçok iddia ve tartışmalı haber gündeme gelmişti. İnşaat sektöründeki plansız büyüme, çevreye verilen zarar, yabancı işçi politikaları ve tapu sorunları gibi pek çok başlıkta eleştirilerin odağında yer aldı. Bugün gelinen noktada ise aynı isim, bu kez vatandaşlık üzerinden yeni bir “çözüm” sunuyor.
Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: İnşaat sektörünün yıllardır biriktirdiği sorunların bedeli, şimdi topluma ve devlete ödetilmek isteniyor. Satılamayan konutların faturasını vatandaşlık dağıtarak kapatmaya çalışmak, krizi çözmek değil, daha büyük bir krizin temelini atmaktır. Kamuoyunun beklediği şey yeni oyunlar değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek çözümlerdir.




