Kıbrıs sorununda BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Ángela Holguin üzerinden gündeme gelen yeni plan iddiaları, siyasi tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Pertev, yaptığı değerlendirmede, Kıbrıs müzakerelerinde zeminin Türk tarafı aleyhine kaydığını savunarak, bu tablonun siyasi sorumluluğunun KKTC Cumhurbaşkanı’nda olduğunu ileri sürdü.
BM önerilerinin bir anda ortaya çıkmadığını vurgulayan Pertev, uluslararası diplomaside her önerinin öncesinde taraflarla çok sayıda temas yapıldığını, nabız tutulduğunu ve tarafların hangi başlıklarda esneklik gösterebileceğinin ölçüldüğünü belirtti.
Pertev’e göre, görüşmelerde yalnızca genel “barış” mesajları verilmesi, ancak kritik başlıklarda net kırmızı çizgiler ortaya konulmaması, karşı taraf ve uluslararası aktörler tarafından “tavize açık olunduğu” şeklinde okunuyor.
Açıklamada en sert eleştirilerden biri, bütünlüklü çözüm ilkesinin zayıflatıldığı yönünde oldu. Pertev, geçmişte geçerli olan “Her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz” anlayışının yerini, parçalı çözüm arayışlarına bıraktığını savundu.
Maraş, Güzelyurt ve Mesarya gibi başlıkların yeniden gündeme taşınmasını da tehlikeli bulan Pertev, artık “ne verileceği” değil, “ne zaman verileceği” tartışmasının yapıldığını öne sürdü.
Crans-Montana sonrası yeni bir müzakere zemini kurulmadığını belirten Pertev, geçmişte Kıbrıs Türk tarafının haritalar dahil gösterdiği esnekliklerin bugün yeni sürecin başlangıç noktası haline getirilmesini “tarihi müzakere hatası” olarak değerlendirdi.
Garantiler başlığında ise NATO formülüne dikkat çeken Pertev, Türkiye’nin tek taraflı garanti sisteminin yerine çok uluslu bir güvenlik mekanizması konulmasının mevcut Garanti Antlaşması ile aynı anlama gelmeyeceğini ifade etti. Böyle bir modelde kriz anında karar mekanizmasının Türkiye veya Kıbrıs Türk tarafının elinde olmayacağına işaret etti.
Pertev, barış istemek ile doğru zeminde barış inşa etmenin aynı şey olmadığını belirterek, kalıcı çözüm için siyasi basiret, stratejik öngörü ve güçlü müzakere yeteneğine ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Kıbrıs sorunu yeniden kritik bir dönemece girerken, tartışmanın merkezinde artık yalnızca BM’nin ne önerdiği değil; Kıbrıs Türk tarafının masaya hangi stratejiyle oturduğu sorusu bulunuyor.





