Uzun yıllar solaklığın tek bir genle belirlendiği düşünülse de, güncel araştırmalar bunun karmaşık bir genetik yapı ile çevresel ve rastlantısal faktörlerin birleşimi olduğunu ortaya koyuyor. İkizler üzerinde yapılan çalışmalar, genetiğin solaklık üzerindeki etkisinin yaklaşık yüzde 25 ile sınırlı olduğunu gösteriyor.
Geriye kalan büyük bölümün ise rahim içindeki gelişim süreciyle bağlantılı olduğu belirtiliyor. PCSK6 gibi bazı genlerin vücut asimetrisinde rol oynadığı bilinse de, solaklığın kimlerde ortaya çıkacağı hâlâ kesin olarak tahmin edilemiyor.
Beyin yapısındaki farklılıklar da solaklığı açıklayan önemli unsurlar arasında yer alıyor. Solak bireylerde beynin iki yarım küresi arasındaki iletişimi sağlayan “corpus callosum” bağının daha gelişmiş olması, bilgi aktarımının daha hızlı gerçekleşmesine imkân tanıyor. Ayrıca solaklarda dil merkezinin beyinde tek bir noktaya bağlı olmaması, her iki yarım kürenin de bu işlevi paylaşabilmesiyle dikkat çekiyor.
Evrimsel açıdan bakıldığında ise solaklığın tamamen ortadan kalkmaması “Dövüşçü Teorisi” ile açıklanıyor. Sağ elin baskın olduğu toplumlarda solak bireylerin öngörülemez bir avantaj sağladığı, özellikle dövüş ve raket sporlarında bu durumun istatistiklere yansıdığı ifade ediliyor.
Uzmanlara göre solaklık oranının binlerce yıldır yaklaşık yüzde 10 seviyesinde kalması, toplumsal iş birliği ile bireysel rekabet arasındaki hassas evrimsel dengenin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.




