Özellikle en küçük üniversitelerden birinde, 5–6 yıldır çalışan personelin sosyal sigortasının yatırılmadığı, ihtiyat sandığı primlerinin ödenmediği ve hiçbir sözleşme yapılmadan çalıştırıldığı iddia ediliyor. Bu uygulamalar karşısında şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Yıllarca bu şekilde çalıştırılan akademisyenlerin geleceği kimlerin umurunda?

Sağlık hizmetleri dairesi yasa tasarısı komiteden geçti
Sağlık hizmetleri dairesi yasa tasarısı komiteden geçti
İçeriği Görüntüle

Sigortası olmayan, ihtiyat sandığı bulunmayan ve sözleşmesi yapılmayan akademisyenler, yaşlılık ve emeklilik dönemine nasıl hazırlanacak? Bazı profesörlerin emekli olduklarını ancak asgari ücretin bile altında maaş aldıklarını söylemesi, akademik emeğin bu kadar değersizleştirilmesi kabul edilebilir mi sorusunu gündeme getiriyor. Daha da vahimi, bazı akademisyenlerin emeklilik hakkını dahi elde edemeyecek durumda olması, bu sistemin kimi koruduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu durumun yalnızca basına değil, ilgili kurumlara da defalarca ihbar edildiği biliniyor. Sosyal sigortalar dairesine gönderilen şikâyetlere rağmen neden etkili bir denetim yapılmadığı ise ciddi bir soru işareti yaratıyor. Yasada “hiç kimse sigortasız ve sözleşmesiz çalıştırılamaz” hükmü açıkça yer alırken, üniversitelerde bu uygulamaların yıllardır sürmesi nasıl açıklanacak?

Akademisyenlerin sosyal güvencesiz çalıştırılması artık münferit bir iddia değil, görmezden gelinen yapısal bir sorun olarak duruyor. Bu ihbarlar karşısında kimlerin sorumluluk alacağı ve bu düzenin ne zaman sona ereceği ise hâlâ yanıt bekliyor.