Hayvanlara yönelik şiddet olayları artık münferit vakalar olarak açıklanamayacak kadar ciddi ve yaygın bir toplumsal sorun haline geldi. Sokak hayvanlarının darbedildiği, silahla yaralandığı, işkenceye maruz bırakıldığı ve ölüme terk edildiği haberlerine neredeyse her gün bir yenisi ekleniyor.
Toplum her olayın ardından öfkesini dile getiriyor, sosyal medyada tepkiler yükseliyor ve faillerin cezalandırılması talep ediliyor. Ancak birkaç gün sonra başka bir şiddet vakası gündeme geliyor. Tepkiler değişse de sonuç değişmiyor: Hayvanlara yönelik suçlar sürüyor, caydırıcı bir yaptırım ise çoğu zaman hissedilmiyor.
Sorunun merkezinde yalnızca yasaların yetersizliği değil, mevcut düzenlemelerin etkili biçimde uygulanmaması bulunuyor. Kâğıt üzerinde kalan bir yasa ne hayvanları koruyabilir ne de şiddet uygulayanları durdurabilir. Soruşturmaların sonuçsuz kalması, cezaların ertelenmesi veya faillerin kısa sürede serbest bırakılması, cezasızlık algısını daha da güçlendiriyor.
Üstelik kamuoyuna yansıyan olaylar, yaşananların yalnızca görünen kısmı. Yetkililere bildirilmeyen, üzeri kapatılan veya delil yetersizliği gerekçesiyle sonuçlandırılmayan çok sayıda vaka olduğu yönündeki endişeler giderek artıyor.
Hayvan hakları savunucuları yıllardır yasal düzenleme, denetim ve caydırıcı ceza talep ediyor. Ancak bu mücadele yalnızca gönüllülerin ve hayvanseverlerin omuzlarına bırakılamaz. Belediyeler, polis, savcılık, veteriner daireleri ve ilgili tüm kurumlar sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmek zorundadır.
Bir toplumun vicdanı, kendisini savunamayan canlılara karşı gösterdiği tutumla ölçülür. Hayvanlara uygulanan her şiddet, cezasız bırakılan her suç ve buna karşı sürdürülen her sessizlik toplumsal bir utançtır.
Artık yalnızca kınama mesajları yeterli değildir. Etkin soruşturma, düzenli denetim, hızlı yargılama ve gerçek anlamda caydırır.




