Bu etki, tacizin failinin bir yabancı değil de aile üyesi, akraba ya da güven duyulan bir kişi olması durumunda çok daha ağır yaşanır. Yakınlar tarafından gerçekleştirilen taciz, bireyin temel güven duygusunu derinden sarsar. Güvende olması gereken alan, tehdit alanına dönüşür. Kişi yalnızca maruz kaldığı istismarla değil, aynı zamanda bir ihanet duygusuyla da baş etmeye çalışır.

Bu tür durumlarda kişi çoğu zaman sessiz kalır. Aile içi dengelerin bozulacağı korkusu, inanılmama endişesi, suçlanma kaygısı ve “susmanın daha güvenli olduğu” düşüncesi kişiyi içine kapanmaya iter. Sessizlik ise travmayı ortadan kaldırmaz; aksine, onu daha da derinleştirir. Bastırılan duygular zamanla kaygı bozuklukları, depresyon, öfke patlamaları, ilişki kurma güçlükleri ve bedensel yakınmalar olarak kendini gösterebilir.

Yakın çevre tarafından yaşanan taciz, kişinin sınır koyma becerisini zayıflatır, değersizlik hissini besler ve sağlıklı ilişkiler kurmasını zorlaştırır. Bu nedenle taciz, yalnızca bireysel bir sorun değil; görmezden gelindikçe büyüyen, toplumsal bir yaradır.

Uzlaşı yasalara uymak ve denetimi kabul etmekle başlar
Uzlaşı yasalara uymak ve denetimi kabul etmekle başlar
İçeriği Görüntüle

Psikolojik destek süreçlerinde en sık karşılaşılan durumlardan biri, tacize maruz kalan bireylerin yaşadıkları olaydan çok kendilerini suçlamalarıdır. “Daha farklı davransaydım böyle olmazdı” düşüncesi, kişinin değil, travmanın ürettiği bir iç sestir. Taciz anında donakalmak, tepki verememek ya da olayı sonradan anlamlandırmaya çalışmak; beynin tehdit karşısında verdiği doğal bir hayatta kalma tepkisidir. Bu durum zayıflık değil, biyolojik ve psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.

Tacizi konuşmak, aileyi ya da toplumu zayıflatmak değil; aksine, en savunmasız olanları korumak için atılması gereken en güçlü adımdır. Sessizlik değil, farkındalık iyileştirir. Destek görmek ve destek istemek ise bir zayıflık değil, iyileşmenin başlangıcıdır.