Kuzey Kıbrıs’ta sahte ehliyet soruşturması büyürken, dosya yalnızca “sahte belge kullanan kişiler” meselesi olmaktan çıktı. Girne’de başlayan soruşturmada sahte yurt dışı sürüş ehliyetlerinin KKTC ehliyetine çevrildiği iddiası, sistemin hangi halkalarında zafiyet olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı. Çünkü ehliyet gibi doğrudan can güvenliğini ilgilendiren bir belgenin sahte evrakla resmileşebilmesi, tek kişinin yapabileceği basit bir sahtekârlık değil; denetim, belge kontrolü ve işlem onayı zincirinde ciddi bir çöküş ihtimalidir.

Soruşturma kapsamında şoför okulu bağlantısının gündeme gelmesi, “Sahte ehliyeti kim verir?” sorusunu daha da kritik hale getirdi. Şoför okulları belge hazırlama, yönlendirme ve başvuru süreçlerinde rol oynayabilir; ancak ehliyetin resmî belgeye dönüşmesi, devletin ilgili birimlerinde yapılan işlemlerle mümkün olur. Bu nedenle sorumluluğu yalnızca çalışma izinli yabancı şahısların üzerine yıkmak, meselenin gerçek merkezini perdelemek olur. Eğer kriterlere uygun olmayan kişiler ehliyet alabildiyse, burada sahte belgeyi getiren kadar, belgeyi işleme sokan, kontrol etmeyen, görmezden gelen ya da sistemin açığını kullanan herkes sorgulanmalıdır.

Bu skandalın üç ayağı olduğu görülüyor: Birincisi, para karşılığı sahte belge temin ettiği ya da kullandığı iddia edilen kişiler; ikincisi, bu belgelerin sürece dahil edilmesinde rol aldığı öne sürülen sürücü kursu bağlantıları; üçüncüsü ise devletin belge kontrol ve onay mekanizmasıdır. Asıl soru şudur: Sahte olduğu iddia edilen belgeler hangi kontrolden geçti, kim inceledi, kim onayladı ve hangi sistem bu kadar kolay aşılabildi?

Lefkoşa’da Sahte Poliçe ve Bilişim Dolandırıcılığı Soruşturmasında 3 Zanlı Yeniden Mahkemede
Lefkoşa’da Sahte Poliçe ve Bilişim Dolandırıcılığı Soruşturmasında 3 Zanlı Yeniden Mahkemede
İçeriği Görüntüle

Trafikte her gün can kaybı yaşanırken, ehliyet sisteminde böyle bir skandalın ortaya çıkması kabul edilebilir değildir. Eğer bir ülkede direksiyon başına geçecek kişinin gerçekten sürüş yeterliliği olup olmadığı para, tanıdık ya da sahte belgeyle aşılabiliyorsa, bu yalnızca adli bir dosya değil; kamu güvenliğine kurulmuş açık bir tuzaktır.

Şimdi yapılması gereken, birkaç kişiyi tutuklayıp dosyayı kapatmak değil; şoför okullarından ehliyet birimlerine, belge kabul süreçlerinden imza yetkisi olan görevlilere kadar tüm zinciri mercek altına almaktır. Çünkü sahte ehliyet skandalında gerçek suçlu tek bir kişi değil, bu çarkın dönmesine izin veren bütün sistemdir.