Bu olayların ardından toplumda, kuaför salonlarının ne kadar güvenli olduğu ve bu iş yerlerinde çalışan kişilerin hangi denetim süreçlerinden geçtiği soruları giderek daha yüksek sesle sorulmaya başlandı.
İnsanlar, en sıradan ve güvenli olması gereken alanlardan biri olarak görülen kuaför salonlarına artık aynı güvenle bakamadıklarını dile getiriyor. Aileler, “Eşimizi kızımızı kuaföre bile gönül rahatlığıyla gönderebiliyor muyuz?” sorusu etrafında derin bir endişe yaşıyor. Ortaya çıkan tartışmalar, bu sektörde çalışanların geçmişine ilişkin kontrollerin yeterli olup olmadığı konusunu da gündeme taşıyor.
Kamuoyunda yükselen görüşlere göre, kuaför salonlarında çalışacak kişilerin yalnızca mesleki yeterlilik belgesiyle değil, aynı zamanda güven esaslı bir değerlendirme sürecinden de geçirilmesi gerektiği savunuluyor. Bu kapsamda, geçmiş şikayet kayıtlarının, disiplin durumlarının ve önceki iş deneyimlerine ilişkin güvenlik odaklı taramaların zorunlu hale getirilmesi talep ediliyor. Bu öneriler, mevcut sistemde yer almayan ancak toplum tarafından talep edilen yeni bir denetim modeli olarak ifade ediliyor.
Özellikle stajyer öğrencilerin korunması konusunda daha sıkı düzenleme çağrıları öne çıkıyor. Stajyerlerin gözetim altında çalıştırılması, kapalı ve izole alanlarda tek başına bırakılmaması ve şikayet mekanizmalarının daha erişilebilir ve hızlı işlemesi gerektiği belirtiliyor. Bazı çevreler, medyada yer alan iddiaların yeterince derinleştirilmediğini, ekonomik çıkar ilişkilerinin sessizlik yarattığını ve bu nedenle başvuru süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Toplumun ortak beklentisi, kuaför salonlarında güvenlik kültürünün güçlendirilmesi, denetimlerin artırılması ve olası ihlaller karşısında hızlı, şeffaf ve caydırıcı süreçlerin uygulanması yönünde şekilleniyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru yer almaya devam ediyor: “Güvenlik nasıl sağlanacak ve sorumluluğu kim üstlenecek?”





