Rum basınında yer alan bilgilere göre savunma planlaması, devlet bütçesinin yanı sıra SAFE tüzüğü, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri destek programları ve çeşitli ülkelerle yapılan savunma anlaşmalarıyla birlikte destekleniyor. Bu çerçevede tedarik seçeneklerinin arttığı ve planlama sürecinin daha esnek bir yapıya kavuştuğu belirtiliyor.

Haberde, savunma alanındaki dört eksenin birbirinden bağımsız işlemesinin önemli olduğuna vurgu yapılıyor. Yıllık bütçe kaynakları, uluslararası askeri tedarik programları, SAFE mekanizması ve ülkeler arası savunma iş birlikleri bu yapının temel unsurları olarak gösteriliyor. Askeri araç, sistem modernizasyonu ve personel eğitimi gibi alanlarda orta ve uzun vadeli güçlenme imkanı sağlandığı aktarılıyor.

Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ın kısa süre önce yaptığı açıklamada, SAFE tüzüğüne katılım sayesinde önümüzdeki yıllarda düşük faizli kredi imkanına erişilebileceğini ve savunma bütçesinde azalma beklenmediğini söylediği hatırlatılıyor. 2025 ve 2026 bütçeleri arasında sınırlı bir düşüş bulunsa da savunma programlarının genel çerçevesinin korunduğu ifade ediliyor.

Son dönemde bakanlık bütçesinden saldırı helikopterleri, hava savunma sistemleri, Yeşil Hat gözetleme altyapısı ve çoklu roketatar sistemlerinin tedarik edildiği, ordunun öncelikli hedeflerinden birinin ise Rus yapımı T-80 tanklarının kademeli olarak yeni tanklarla değiştirilmesi olduğu belirtiliyor. SAFE programı kapsamında hazırlanan yeni silah sistemi listesinin kasım ayı sonunda sunulduğu ve yeni yılda bu konuda yeni gelişmelerin beklenmekte olduğu aktarılıyor.

Trafik denetimlerinde yüzlerce sürücüye ceza, 28 araç men edildi
Trafik denetimlerinde yüzlerce sürücüye ceza, 28 araç men edildi
İçeriği Görüntüle

Haberde ayrıca, Güney Kıbrıs’ın Mısır, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, İsrail ve bazı diğer ülkelerle ikili savunma anlaşmaları bulunduğu; bunun yanında çeşitli üçlü savunma iş birliklerinin de sürdüğü hatırlatılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin silah satışına yönelik kısıtlamayı kaldırmasının ardından Güney Kıbrıs’ın bazı Amerikan savunma programlarına dahil olduğu ve bunun dış politika tercihleriyle bağlantılı bir süreç olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.