AKINCI’NIN “AB’DE OLSAYDI?” SORUSU YENİ TARTIŞMA BAŞLATTI: AVRUPA’NIN DENİZ FACİALARI NE ANLATIYOR?

Kıbrıs’ta yaşanan deniz faciasının ardından kayıplara ulaşılması için çalışmalar sürerken, 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın olayı Kıbrıs sorununun çözümü ve Avrupa Birliği üyeliğiyle ilişkilendiren açıklaması kamuoyunda yeni bir tartışmanın önünü açtı.

Akıncı, geminin denetimi, kaptanın yeterliliği, can kurtarma ekipmanları ve kamu otoritesinin sorumluluğuna ilişkin sorular yöneltirken, “AB içinde olsaydık bu gemi sefer yapabilir miydi?” sorusunu da gündeme taşıdı.

Bu soru, Avrupa Birliği’nin deniz güvenliği standartlarını yeniden tartışmaya açarken, Avrupa’nın yakın tarihi ise güçlü mevzuat ve denetim mekanizmalarına rağmen büyük deniz kazalarının tamamen önlenemediğini gösteriyor.

AVRUPA DA AĞIR FACİALAR YAŞADI

Avrupa’da yaşanan en ağır deniz kazalarından biri 1987’de meydana gelen Herald of Free Enterprise faciası oldu. Kazada 193 kişi hayatını kaybetti.

1994 yılında Baltık Denizi’nde batan Estonia feribotu ise Avrupa denizcilik tarihinin en büyük facialarından biri olarak kayıtlara geçti. Gemide bulunan 989 kişiden yalnızca 137’si kurtulurken, 852 kişi yaşamını yitirdi.

2012’de İtalya açıklarında meydana gelen Costa Concordia kazasında da 32 kişi hayatını kaybetti.

Bu facialar, Avrupa’daki deniz güvenliği düzenlemelerinin geliştirilmesinde ve denetimlerin sıkılaştırılmasında önemli dönüm noktaları oldu.

AB STANDARTLARI ÖNEMLİ, ANCAK TEK BAŞINA GARANTİ DEĞİL

Avrupa Birliği; gemilerin teknik yeterliliğinden can kurtarma ekipmanlarına, yolcu kayıtlarından yangın güvenliğine kadar birçok konuda kapsamlı düzenlemelere sahip.

Bu nedenle Akıncı’nın denetim ve standartlara ilişkin sorularının tartışılması önem taşıyor. Ancak Avrupa’da geçmişte yaşanan büyük facialar, AB üyeliğinin tek başına deniz kazalarını tamamen engelleyen bir güvence olmadığını da ortaya koyuyor.

Asıl mesele, mevcut uluslararası güvenlik standartlarının ne ölçüde uygulandığı ve kamu otoritelerinin denetim görevlerini eksiksiz yerine getirip getirmediği.

“AVRUPA STANDARTLARINI UYGULAMAK İÇİN NEDEN BEKLEYELİM?”

Facianın ardından yanıt bekleyen soruların büyük bölümü aslında siyasi çözümden bağımsız olarak bugün de cevaplanabilecek nitelikte.

Geminin denize elverişliliği düzenli olarak kontrol edildi mi? Kaptanın gerekli yeterlilik belgeleri geçerli miydi? Gemide bulunan yolcu sayısı doğru şekilde kayıt altına alındı mı? Can yelekleri ve diğer kurtarma ekipmanları yeterli miydi? Denetimleri hangi kurumlar yaptı?

Bu soruların yanıtlanması için ne Kıbrıs sorununun çözülmesini ne de gelecekteki olası bir AB üyeliğini beklemek gerekiyor.

FACİA SİYASİ TARTIŞMAYA DÖNÜŞMEMELİ

Akıncı’nın yıllardır savunduğu çözüm ve Avrupa Birliği perspektifi demokratik siyasi tartışmanın bir parçası. Bununla birlikte kayıpların halen arandığı, ailelerin bekleyişinin sürdüğü ve kazanın kesin nedenlerinin ortaya konulmadığı bir dönemde facianın siyasi tezlerin doğrulanması üzerinden tartışılması da eleştirilere neden oluyor.

Gemi Faciasının Acısı Gaziantep’e Uzandı
Gemi Faciasının Acısı Gaziantep’e Uzandı
İçeriği Görüntüle

Bugün önceliğin kayıplara ulaşılması, ailelerin bilgilendirilmesi ve facianın bütün yönleriyle bağımsız biçimde araştırılması olması gerekiyor.

İhmal varsa ortaya çıkarılmalı, teknik ve idari sorumluluklar belirlenmeli, siyasi sorumluluk bulunması halinde bunun da üzerine gidilmeli.

Avrupa’nın geçmişte yaşadığı büyük facialardan sonra güvenlik sistemini geliştirmesi önemli bir örnek oluşturuyor. Kıbrıs’ta da esas tartışma, “AB’de olsaydık bu yaşanır mıydı?” sorusunun ötesine geçerek, “Bir daha yaşanmaması için bugün hangi önlemleri almalıyız?” noktasına taşınmalı.

Çünkü facianın ardından toplumun en temel beklentisi siyasi hesaplaşmadan önce gerçeğin ortaya çıkarılması, sorumluların belirlenmesi ve insan hayatını koruyacak önlemlerin gecikmeden uygulanması.

#MustafaAkıncı #GemiFaciası #DenizGüvenliği #AvrupaBirliği #KuzeyKıbrıs