KIBRIS

Narinciye de Emek Var Karşılık Yok !

Dr. Necmettin İşkey yazdı...

Narenciye Üreticisinin Kalp Ritmi: Çiçek Açınca Başlar.

Narenciye üreticisi için bahar, dışarıdan bakana şiirdir…

Ama içine girene roman değil, bildiğin dram dizisi.

Başrolde portakal çiçeği var sanırsın; mis gibi kokar, insanın içini açar.

Oysa üretici için o koku, “acaba bu sene neyle uğraşacağız?” sorusunun parfümlü halidir.

Ağaç çiçek açtı mı?

Tamam, geçmiş olsun.

Çünkü o çiçek, yalnızca meyvenin habercisi değil; aynı zamanda galeri zararlısının, kırmızı örümceğin, akarın, koşnilin ve “bu sene de masraf çok olacak” hissinin resmi davetiyesidir.

Bir de zamanlama var…

Sıcaklar erken bastı mı? Eyvah. Meyve dalda kaldı mı? Daha büyük eyvah.

Çiçekle mücadele ayrı dert, çiçeksiz kalmak ayrı dert.

Narenciye üreticisi öyle bir psikolojiye sahiptir ki, iyi giden şeyden bile şüphe eder.

“Bu kadar çiçek iyi değil” diye üzülür mesela. Başka sektörde olsa başarı sayılır, burada stres sebebi.

Tabii işin bir de ekonomik tarafı var. “İnşallah geçen senenin borcunu kapattık” duası, neredeyse sezon açılış ritüelidir. Çünkü suyun en çok gerektiği dönemde cebin en boş olduğu zamanlara denk gelmek, narenciye üreticisinin kader planında yer alır. Parası olan gübresini atar, budamasını yapar.

Parası olmayan? O, sabrı gübre niyetine kullanır.

Mayıs dökümü gelir, “acaba normal mi?” diye sorarsın. Haziran dökümü gelir, “yok artık bu fazla” dersin.

Bir de üzerine Akdeniz rüzgarı eser, Arap çölü selam gönderir… Üreticinin midesinde kelebek değil, bildiğin traktör çalışır artık.

Yazın 45 derece sıcakta damlama hortumundan akan su bile bazen moral vermez.

Çünkü o suyun faturası daha serindir. Her ay peşin. Sürme peşin. Gübre peşin. İlaç peşin. Dedikodu bedava ama etkisi pahalı.

Hafta sonu komşular mangal yapar, denize gider, pikniğe gider.

Narinciyeci yine buruktur. Çünkü su sırası bugün ondadır, sabah erken hortumları kontrol edip, öğlen de kazana gübre koyma sorumluluğu vardır.

Her suda tıkanan filtreler, her ilaçlamadan sonra kopan su almalar, avcı arkadaşların bastığı ana hatlar vb. Sorunlar basit görünse de narinciyecinin yaz aylarında yaşadığı en belirgin sorunlardandır.

Narinciye üreticisi bıkmaz, usanmaz, direnmeye devam eder..

Ancak!!

Ağustos sonu geldi mi, Güzelyurt’un klasik dedikodu sezonu açılışı yapılır:

İlk klasik dedikodu:

“Bu sene narenciyenin önü kapalı…”

“Tüccar gelmeyecekmiş…”

“Mal alınmayacakmış…”

“Cypruvex batmış..”

“Falan tüccar bu işi bırakmış”

Bu cümleler, üreticinin kulağına değil, doğrudan kalbine söylenir aslında .

Ama ilginçtir; üretici yine de sabah kalkıp bahçesine gider. Çünkü narenciye üreticisi için üretim, sadece iş değil; bir çeşit inat, biraz da aşktır.

Belki de babadan atadan kalma bir değerdir..

Çok gariptir üretici…

Hatta öyle ki, bazen duyduğu bir dedikodu uğruna yılların ağacını keser, yeni çeşide geçer. “Bu olmadıysa öbürü olur” der. Denemekten vazgeçmez. Çünkü o bilir: Toprak, küseni sevmez.

Kış yaklaşırken hesaplar yeniden yapılır. Yazın yapılmayan düğün, alınmayan araba, ertelenen ihtiyaçlar…

Hepsi bir kalemde silinir. Ama bahçe bakımı? Asla. Çocuk biraz bekler, torun biraz idare eder… Ama ağaç beklemez.

İşte narenciye üreticisi böyle bir karakterdir:

Fedakârdır ama sessizdir.

Dirençlidir ama yorgundur.

Umutludur ama temkinlidir.

Ve tüm bu çabanın sonunda tek bir beklentisi vardır:

“Emeğimin karşılığını alayım.”

Çok şey mi istiyor sizce?