Bu durum, asgari ücretlinin cebine giren paranın kısa sürede vergiler ve cezalar yoluyla yeniden devlet kasasına dönmesi demek oluyor. Yani asgari ücret artışı, toplumun tüketilmesi ve ekonomik olarak arındırılması sonucunu doğuruyor.
Oysa yapılması gereken, serbest piyasa adı altında uygulanan fahiş fiyatların etkin biçimde denetlenmesi ve kontrol altına alınmasıdır. Bugün bir ürünün tarladan çıkıp gümrüğe gelmesi, oradan da tüketicinin eline ulaşması sürecinde fiyatların defalarca katlandığı görülüyor. Tarladan çıkan ya da ithal edilen unun, ekmeğe dönüşene kadar nasıl ve neden bu kadar pahalılaştığı denetlenmiyor. En temel gıda maddesi olan ekmeğin bile fiyatının kontrol edilmediği bir ortamda, denetim mekanizmasının işlemediği açıkça görülüyor.
Bu noktada kamuoyunda şu soru soruluyor: Ekonomi ve enerji bakanlığının görevi nedir? Piyasa bu kadar başıboşken, fahiş fiyatlar bu denli yaygınken neden etkili denetimler yapılmıyor?
Diğer yandan asgari ücret tespit komisyonu da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Asgari ücretin kat kat üzerinde maaş alan kişilerin, asgari ücretliyi ne ölçüde temsil ettiği kamuoyunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Asgari ücretin yükselmesiyle övünülürken, artan cezalar ve vergilerle bu artışın geri alınması sosyal adalet açısından sorgulanıyor.
Sonuç olarak asgari ücretin yükselmesi tek başına bir iyileşme anlamına gelmiyor. Denetimsiz fiyat artışları, artan vergiler ve cezalarla birlikte değerlendirildiğinde, asgari ücretli için hayatın daha da pahalı hale geldiği görülüyor.
Yani kısaca 'TOK AÇIN HALİNDEN NE ANLAR'?