Solyalı, söz konusu tasarıların düşünce ve ifade özgürlüğünü ciddi biçimde tehdit ettiğini savunarak, hükümetin muhalefete yönelik tutumunun da bu anlayışı açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Ceza Yasası’ndaki değişikliklerin, Türk Ceza Kanunu’ndan hiçbir uyarlama yapılmadan alındığını öne süren Solyalı, iki ülkenin hukuk sistemleri arasındaki farklara dikkat çekerek, düzenlemelerin KKTC hukuk yapısına uygun olmadığını ifade etti.
Tasarıda yer alan “organize dezenformasyon” gibi kavramların soyut ve muğlak olduğunu belirten Solyalı, bu durumun keyfi uygulamalara yol açabileceği uyarısında bulundu. Solyalı, bir vatandaşın sosyal medyada ya da basında bir iddia paylaşması hâlinde, bir siyasetçinin şikâyetiyle polis soruşturması, telefonlara el konulması ve hızlı yargı süreçlerinin gündeme gelebileceğini söyledi.
Söz konusu düzenlemeleri “basın mensuplarına dönük açık bir savaş” olarak niteleyen Solyalı, tasarının yasalaşması durumunda rüşvet ve yolsuzluk iddialarının, yetkililerin rahatsız olması hâlinde konuşulamaz hâle geleceğini savundu. İddiaların sosyal medyada paylaşılmasının dahi suç kapsamına girebileceğini belirten Solyalı, bunun basın ve vatandaş üzerinde ciddi bir baskı yaratacağını kaydetti.
Kürsü dokunulmazlığı kapsamında dile getirilen iddiaların basın tarafından paylaşılması durumunda gazetecilerin suç işleyip işlemediklerini sorgulamak zorunda kalacaklarını ifade eden Solyalı, tasarıdaki “niyet okumaya” dayalı ifadelerin ciddi riskler barındırdığını söyledi.
Solyalı, bu değişikliklerin toplumda korku ortamı yaratacağını, ifade özgürlüğünü baskı altına alacağını ve demokratik çoğulculuğa zarar vereceğini belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulundu. Kamuoyunda tanınmış ve siyaset sahnesinde yer alan kişilere yönelik eleştirilerin daha geniş bir hoşgörü alanı içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.