DÜNYA

Sokak Hayvanları Toplatılırsa Fare ve Haşere Sorunu Büyür mü?

Paris ve New York gibi dünyanın en büyük metropolleri uzun süredir fare ve haşere sorunuyla mücadele ediyor.

Paris ve New York gibi dünyanın en büyük metropolleri uzun süredir fare ve haşere sorunuyla mücadele ediyor. Son dönemlerde İstanbul’un bazı ilçelerinde de benzer görüntülerin ortaya çıkması, sokak hayvanlarının kent ekosistemindeki rolünü yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre kontrolsüz çöp, yiyecek atıkları ve yetersiz temizlik kadar, sokaklardaki doğal dengeyi bozan uygulamalar da bu sorunun büyümesinde etkili olabiliyor.

Fareler özellikle yemek artıkları, düzensiz çöp alanları ve hijyen sorunu yaşanan bölgelerde hızla çoğalıyor. New York’ta fare probleminin kökleri 1700’lü yıllara kadar uzanırken, Paris son yıllarda yalnızca farelerle değil, tahtakurusu istilasıyla da gündeme geliyor. Turizm hareketliliği, kalabalık yaşam alanları, toplu taşıma ve böcek ilaçlarına karşı gelişen direnç, haşere sorununu daha da derinleştiriyor.

Bu noktada sokak hayvanlarının kent yaşamındaki dengeleyici rolü tartışma konusu oluyor. Özellikle kediler, fare popülasyonunun doğal kontrolünde önemli bir yere sahip. Sokaklardan kedi ve köpeklerin tamamen toplanması, kısa vadede “temizlik” gibi görülse de uzun vadede farelerin ve bazı haşerelerin daha rahat çoğalmasına zemin hazırlayabilir. Paris ve New York örnekleri, büyük şehirlerde doğal denge bozulduğunda sorunun yalnızca barınak ya da sokak hayvanı meselesi olmaktan çıkıp doğrudan halk sağlığı problemine dönüşebileceğini gösteriyor.

Türkiye’de ve KKTC’de de zaman zaman sokak hayvanlarının toplatılması yönünde çağrılar yapılırken, bu yaklaşımın olası sonuçları dikkatle değerlendirilmek zorunda. Çünkü sokak hayvanlarını kontrolsüz biçimde ortadan kaldırmak, çöp yönetimi ve haşereyle mücadelede yeni krizler yaratabilir. Sorunun kalıcı çözümü; toplama ve kapatma politikaları değil, düzenli kısırlaştırma, aşılama, kayıt altına alma, mama noktalarının temizliği ve belediyelerin etkili denetim mekanizmasıyla mümkün olabilir.

Esenyurt örneğinde olduğu gibi mama ve su noktalarının hijyenik biçimde yönetilmemesi de fare artışına davetiye çıkarabiliyor. Bu nedenle mesele yalnızca “hayvanlar sokakta kalsın mı, toplansın mı?” tartışmasına indirgenmemeli. Asıl sorun; belediyelerin temizlik, denetim, kısırlaştırma ve atık yönetimini ne kadar etkin yürüttüğüdür.

Kentlerin sağlıklı kalabilmesi için sokak hayvanları düşman değil, ekosistemin bir parçası olarak görülmelidir. Kontrolsüz popülasyon artışı elbette ciddi bir sorundur; ancak bunun çözümü yok etmek ya da sokaktan tamamen silmek değil, bilimsel, vicdani ve sürdürülebilir politikalar üretmektir. Aksi halde bugün Paris ve New York’un yaşadığı fare ve haşere kabusu, yarın bizim şehirlerimizin de gerçeği haline gelebilir.