Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) ve Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB), ifade özgürlüğünü ve gazetecilik faaliyetlerini hedef alan yeni yasal düzenlemeye karşı ortak bir deklarasyon yayımladı. Basın örgütleri, yasaya eklenen 23B maddesinin "masumiyet karinesi" gibi kutsal bir kavramı kalkan yaparak, aslında gazeteciliği hapis tehdidiyle baskı altına almayı amaçladığını vurguladı.
"Kimlik Sansürü Adalet Getirmez"
Açıklamada, zanlıların isim ve fotoğraflarının yayınlanmasının kategorik olarak yasaklanmasının demokratik hukuk devletlerinde karşılığı olmadığı belirtildi. Örgütler, "Sorun haberin dili mi, yoksa gerçeklerin kendisi mi?" sorusunu sorarak şu noktaların altını çizdi:
-
Hukuki Sınır: Bir kişiyi peşinen "katil" ilan etmekle, kamu yararı taşıyan bir olayda zanlının kimliğini açıklamak aynı şey değildir.
-
Dedikodu Kültürü: İsimlerin yasaklandığı küçük toplumlarda bilgi kirliliği ve spekülasyon artar; bu da adalete olan güveni zedeler.
-
Otosansür Tehlikesi: Gazetecinin her haberde "Hapse girer miyim?" diye düşünmesi, basının denetim gücünü yok eder.
Sosyal Medyanın Faturası Basına Kesiliyor
Hükümetin "dijital linç kültürünü engelleme" gerekçesini sert bir dille eleştiren basın örgütleri; sosyal medyadaki kontrolsüz paylaşımların cezasının, etik kurallarla çalışan gazetecilere kesilemeyeceğini ifade etti. Gerçek çözümün "unutulma hakkı" ve "hızlı tekzip mekanizmaları" olduğu hatırlatıldı.
"Toplumu Susturma Girişimi"
Açıklamanın en vurucu kısmı ise bu yasanın münferit olmadığı vurgusuydu. Bilişim Suçları Yasası ve Ceza Yasası değişiklikleriyle birleştiğinde, bu hamlenin sadece gazetecileri değil; akademisyenleri, aktivistleri ve muhalif her sesi susturmaya yönelik sistematik bir kuşatma olduğu belirtildi.