İskele’de meydana gelen bina yangını, yalnızca bir yangın vakası olarak değil, ülkedeki yapı denetimi, acil müdahale koordinasyonu ve inşaat sektöründeki kontrolsüz büyümenin yarattığı tehlikelerin açık bir göstergesi olarak kayıtlara geçti.
Elektrik panellerinden çıktığı belirtilen yangın, itfaiye, polis ve Sivil Savunma ekiplerinin yoğun mücadelesiyle kontrol altına alınırken; olay yerinde ortaya çıkan tablo, “Bu ülkede binalar gerçekten denetleniyor mu?” sorusunu bir kez daha gündeme taşıdı.
Yangın sırasında vatandaşların 199 İtfaiye hattına ulaşmakta yaşadığı sorunlar, acil müdahale sistemindeki koordinasyon eksikliğini gözler önüne serdi. İhbarların 112 Acil Çağrı Merkezi’ne düşmesi, olayın İskele’de olduğunun açıkça belirtilmesine rağmen çağrının Lefkoşa İtfaiyesi’ne yönlendirilmesi ve İskele İtfaiyesi’ne ulaşmakta yaşanan zorluklar, müdahaleyi geciktiren ciddi bir iletişim krizine dönüştü.
Facianın büyümemesi ise sistemin kusursuz işlemesinden değil, olay yerine ulaşan ekiplerin özverili çalışmasından kaynaklandı. İlk müdahaleyi yapan itfaiye ekipleri alevlerin yayılmasını engellerken, Sivil Savunma ekipleri arama-kurtarma ve söndürme çalışmalarına destek verdi. İskele Polis Müdürlüğü’ne bağlı trafik ekipleri de bölgeyi kontrol altına alarak itfaiye ve kurtarma araçlarının alana ulaşmasını kolaylaştırdı.
Ancak yangının ardından ortaya çıkan bina güvenliği eksiklikleri, olayın asıl vahametini gözler önüne serdi. Binada yangın merdiveninin bulunmadığı, bina içi yangın su hatlarının ise kullanıma uygun olmadığı görüldü. Yangın anında hayati önem taşıyan bu sistemlerin çalışmaması nedeniyle ekipler, söndürme işlemini itfaiye araçlarından binanın üst katlarına metrelerce hortum çekerek yapmak zorunda kaldı.
Bu tablo, ülkede son yıllarda hızla büyüyen inşaat sektöründeki denetimsizlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Yapılan birçok inşaatta park yeri zorunluluklarına uyulup uyulmadığı, yangın merdivenlerinin projelerde yer almasına rağmen uygulamada neden eksik bırakıldığı, elektrik tesisatlarının projeye uygun yapılıp yapılmadığı ve satış reklamlarında verilen vaatlerin neden yerine getirilmediği kamuoyunun yanıt beklediği sorular arasında yer alıyor.
Bugün gelinen noktada, “yap-sat” anlayışının yerini kimi projelerde “sat-yap” düzenine bıraktığı yönündeki eleştiriler daha yüksek sesle dile getiriliyor. Vatandaşlardan ve yabancı yatırımcılardan alınan paralarla inşaatların tamamlanmaya çalışıldığı, buna rağmen birçok projenin zamanında teslim edilmediği, sözleşme fesihlerinde ise alıcıların ciddi mağduriyetlerle karşı karşıya bırakıldığı iddiaları sektöre duyulan güveni derinden sarsıyor.
Özellikle yabancı yatırımcıların yaşadığı mağduriyetler, ülke ekonomisi açısından da ciddi bir tehlike oluşturuyor. Yurt dışından gönderilen paralar, banka havaleleri, sözleşme süreçleri ve teslim edilmeyen projelerle ilgili yaşanan anlaşmazlıklar, KKTC’ye yatırım yapmayı düşünen birçok kişiyi tedirgin ediyor. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyet yaratmakla kalmıyor; ülkenin ticari dengelerini, emlak piyasasını ve yatırım güvenilirliğini de doğrudan etkiliyor.
Daha vahim olan ise, kamuoyunda bazı büyük inşaat firmalarının ekonomik güçlerini siyasi nüfuza dönüştürdüğü yönündeki soru işaretleridir. Seçim dönemlerinde bazı çevrelerin siyaseti etkileyebildiği, ardından da yasalara aykırı uygulamaların yeni düzenlemelerle görünmez hale getirildiği iddiaları toplumda büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Bu noktada sorulması gereken soru açıktır: Yasalar vatandaşın hakkını korumak için mi vardır, yoksa usulsüzlükleri kamufle etmek için mi kullanılmaktadır?
İskele’deki yangın, yalnızca bir binadaki eksikliği değil, sistemin bütünündeki ihmaller zincirini ortaya çıkarmıştır. Yangın merdiveni yoksa, yangın su hattı çalışmıyorsa, elektrik tesisatı risk yaratıyorsa, acil ihbar hattı doğru kuruma hızlı ulaşmıyorsa ve bütün bunlara rağmen binalar kullanılmaya devam ediyorsa burada münferit bir hata değil, denetim zaafiyeti vardır.
Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu başta olmak üzere, ilgili tüm bakanlıklar, belediyeler ve denetim kurumları bu tablo karşısında sessiz kalamaz. Bugün İskele’de şans eseri büyük bir facianın önüne geçilmiş olabilir; ancak aynı ihmaller devam ederse yarın bu kadar şanslı olunacağının garantisi yoktur.
Topuz Gazetesi, bu konuları gündeme taşıdığı için çeşitli tepkiler ve suçlamalarla karşı karşıya kalsa da, kamu yararını önceleyen yayın çizgisinden geri adım atmayacaktır. Çünkü mesele bir bina yangını değil; insan hayatını, yatırım güvenliğini, hukuk düzenini ve ülkenin geleceğini ilgilendiren çok daha büyük bir sorundur.
İskele yangını bir kez daha göstermiştir: Denetlenmeyen her bina, tutulmayan her vaat, uygulanmayan her proje, çalışmayan her acil sistem ve görmezden gelinen her ihmal, toplumun can güvenliğine yönelmiş açık bir tehdittir.
Artık yetkililerin kamuoyuna açık ve net yanıt vermesi gerekmektedir: Bu ülkede inşaatları kim denetliyor, eksiklere kim göz yumuyor ve vatandaşın can güvenliği neden hâlâ şansa bırakılıyor?