KIBRIS

Geciken Adalet, Siyasetin En Kullanışlı Malzemesine Dönüşür

Katip Demir hakkında yıllar sonra açıklanan mahkeme kararı, yalnızca bir kişinin hukuki durumunu değil, KKTC’de yargının neden bu kadar yavaş işlediğini de yeniden tartışmaya açtı.

Katip Demir hakkında yıllar sonra açıklanan mahkeme kararı, yalnızca bir kişinin hukuki durumunu değil, KKTC’de yargının neden bu kadar yavaş işlediğini de yeniden tartışmaya açtı. Mahkeme kararının içeriğini siyasi tercihlere göre yorumlamak ne kadar yanlışsa, bir davanın yıllarca sonuçlandırılamamasını sorgulamamak da o kadar yanlıştır.

Girne Belediye Başkanı Murat Şenkul’un açıklamasında dikkat çektiği temel mesele, kararın ne olduğundan çok ne zaman verildiğidir. Önceki belediye başkanlığı dönemine ilişkin suçlamalarla yargılanan Yeniboğaziçi Belediye Başkanı Katip Demir hakkında 6 aylık hapis cezası verilmesi, yerel seçimlere aylar kala siyasi tartışmaların merkezine yerleşti. Yargı yolu tamamen tüketilmeden kesin hükümler kurmak doğru değildir; ancak yıllar süren bir davanın seçim atmosferinde sonuçlanmasının toplumsal ve siyasi etkiler doğurması da kaçınılmazdır.

Burada yapılması gereken, hâkimleri ve mahkeme kararını hedef almak değil; davaların neden yıllarca sonuçlandırılamadığı sorusunu siyasi iradeye yöneltmektir. Çünkü yargı bağımsızlığı, hükümetlerin yargının sorunları karşısında sorumluluk almaması anlamına gelmez. Devletin görevi sadece mahkemelere müdahale etmemek değil, mahkemelerin zamanında ve etkili biçimde çalışabileceği personeli, binayı, teknolojiyi ve yasal altyapıyı da sağlamaktır.

Dosya sayısı artıyor, sistem aynı hızla büyümüyor

Yüksek Mahkeme’nin 2025 yılı faaliyet raporu, sorunun kişisel değerlendirmelerden ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Kaza Mahkemelerinde 2024 yılında 8 bin 766 hukuk davası dosyalanırken, bu sayı 2025’te yüzde 40,59 artışla 12 bin 324’e yükseldi. Aynı yıl 11 bin 139 dava sonuçlandırılmasına rağmen 7 bin 994 hukuk dosyası 2026 yılına devredildi. Yüksek Mahkeme düzeyinde de 2026 yılı başına devreden dosya sayısı bin 681 olarak kayıtlara geçti.

Bu tablo, yargı çalışanlarının görevlerini yapmadığını değil, sistemin artan nüfusa, çoğalan ticari ilişkilere ve yükselen dava sayısına göre güçlendirilmediğini gösteriyor. Bir yanda her yıl büyüyen dosya yükü, diğer yanda aynı hızda artırılamayan yargıç, personel, duruşma salonu ve teknik kapasite bulunuyor.

Üstelik KKTC Yüksek Mahkemesi, bir başkan ve yedi yargıçla Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan, Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesi görevlerini birlikte yürütüyor. Kıbrıs Türk Barolar Birliği de bu görev yoğunluğunun iş yükünü artırdığını, yargılamaları uzattığını ve sistemsel tıkanıklıklara neden olduğunu açıkça belirterek istinaf ve idari yargı mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

Yargının bina ve personel sorunu yıllardır biliniyor

Yüksek Mahkeme Başkanı Bertan Özerdağ’ın açıklamaları da sorunun boyutunu ortaya koyuyor. Girne ve Gazimağusa’daki mahkeme binalarının kapasitesinin yetersiz olduğu, Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesinin yeterli salon ve oda bulunmaması nedeniyle İskele’de oturum yaptığı, daha hızlı bir yargı için bina, teknoloji, personel ve yargıç kapasitesinin artırılması gerektiği bizzat yargı yönetimi tarafından ifade edildi.

Bütün bunlar biliniyorken, yıllardır gerekli reformları tamamlamayan hükümetlerin ve Cumhuriyet Meclisinin sorumluluğu görmezden gelinemez. Yargının bağımsızlığına saygı göstermek başka, yargıyı yetersiz imkânlarla baş başa bırakmak başkadır. Siyaset, mahkemelerin kararlarına müdahale edemez; fakat mahkemelerin daha hızlı çalışmasını sağlayacak bütçeyi, mevzuatı ve kurumsal düzenlemeleri yapmak zorundadır.

Seçimden önce verilen karar değil, yıllarca verilemeyen karar sorgulanmalı

Bir davanın seçimden altı ay önce sonuçlanması tek başına siyasi müdahalenin kanıtı değildir. Böyle bir iddia somut delil olmadan ortaya atılmamalıdır. Ancak dava yıllar önce makul bir sürede tamamlanmış olsaydı, bugün kararın seçimlerle ilişkilendirilmesinin zemini de oluşmayacaktı.

Gecikmeler yalnızca sanığı değil; şikâyetçiyi, mağduru, tanıkları, aileleri ve bütün toplumu belirsizlik içinde bırakır. Yıllarca sonuçlanmayan dosyalar, mahkemelere duyulan güveni aşındırırken siyasetçilere de kararları kendi çıkarlarına göre yorumlayabilecekleri geniş bir alan açar. Sonuçta hukuk konuşulması gerekirken parti hesapları, seçim senaryoları ve sosyal medya kampanyaları konuşulmaya başlanır.

KKTC’nin ihtiyacı, mahkeme kararlarını siyasi kamplara göre alkışlamak veya reddetmek değildir. İhtiyaç; dava sürelerinin düzenli olarak kamuoyuna açıklanması, eski dosyalar için özel çalışma programları oluşturulması, yargıç ve personel sayısının artırılması, mahkeme binalarının tamamlanması ve yüksek yargının üzerindeki görev yoğunluğunu azaltacak reformların gecikmeden hayata geçirilmesidir.

Bir olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra gelen adalet, toplumda yeni tartışmalar ve yeni mağduriyetler yaratıyorsa, bu gecikmenin siyasi sorumluluğunu kim üstlenecektir?

Adalet yalnızca doğru karar vermek değildir. Adalet, doğru kararı makul bir süre içinde verebilmektir.