Bir düşünün… Bir domates tarlada yetişene kadar harcanan suyu, o suyun ayrıldığı doğayı, işçinin emeğini… Sonra o domates sofraya gelemeden çürüyor. İşte “israf” dediğimiz şey yalnızca yiyeceğin çöpe gitmesi değil; doğanın, emeğin, zamanın da çöp olması.
Ben bu yazıyı yazarken kendi mutfağımı düşündüm. Birkaç gün önce buzdolabının alt rafında unutulan iki biberin sessizce çürüdüğünü görünce içim burkuldu. Küçücük bir olay gibi görünse de, milyonlarca insanın aynısını yapması dev bir kayıp oluşturuyor. Çünkü israf dediğimiz şey, bir kişinin değil, hepimizin alışkanlıklarının toplamı.
Evde küçük adımlar atmak mümkün.
Alışverişe listeyle gitmek, son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri öne almak, artan yemekleri yaratıcı tariflere dönüştürmek… Bunlar basit ama etkili yöntemler. Bir çorba yaparken sebze kabuklarını değerlendirmek, bayat ekmekten kruton yapmak, ‘fazla olmuş’ yemeği dondurup birkaç gün sonra yeniden sofraya koymak… Hem ekonomik hem çevre dostu.
Restoranlarda durum biraz daha vahim. Açık büfelerde gözümüzü büyüten o çeşit bolluğu, gün sonunda çöpe dökülen koca kazanları hiç düşündünüz mü? Oysa biraz porsiyon ayarı, biraz menü planlaması, hatta “yarım porsiyon” seçeneği bile dev fark yaratabilir.
Toplumsal farkındalığın artması da şart.
Dünyada “Too Good To Go” gibi uygulamalar, Türkiye’de gıda bankaları, marketlerde satılamayan ürünleri değerlendirme gibi girişimler oldukça etkili. Ama asıl değişim, evin mutfağından, okul sırasından, aile içinde verilen eğitimden başlıyor. Çocuklara erken yaşta gıda değerinin öğretilmesi, geleceğin daha sorumlu bireylerini yaratıyor.
Sonuç mu?
Aslında çok açık.
Gıda israfını azaltmak zor değil.
Küçük adımlar, büyük farklar yaratır. Hepimizin mutfağında başlayan bir davranış, restoranlara, marketlere, şehirlere, hatta ülkelere yayılabilir. Bir lokma ekmeği çöpe atmakla bir gezegeni çöpe atmak arasında çok da büyük bir fark yok.
Bu yüzden ben bugün kendi adıma bir adım attım:
Dolabımda ne varsa planladım, fazlayı değerlendirdim, çürümeye yüz tutanları kurtardım.
Siz de bugün küçük bir adım atın.
Göreceksiniz, yalnızca tabağınızı değil, dünyayı da hafifletmiş olacaksınız.