KIBRIS

Adalet Yerini Buldu mu, Yoksa Vicdanlar mı Yaralandı? Girne'deki Skandal Davada Şoke Eden Tepkiler!

Girne’de 2024 yılında bayram tatili bahanesiyle KKTC'ye gelen ve iğrenç bir suçla adeta sarsıntı yaratan davanın karar duruşması, sadece verilen hapis cezalarıyla değil, sonrasında yaşananlar, tehditler ve ortaya çıkan tepkilerle de gündeme oturdu.

Mahkemeden Ağır Hapis Cezaları Çıktı

Yargılandıkları "Tecavüz" ve "Özel Hayatın Gizliliği" suçlarından mahkûm edilen sanıkların cezaları kesildi:

  • Yusuf Akan ve İbrahim Arzakçı: 12'şer yıl hapis

  • Baver Yaşar: 11 yıl hapis

  • Şehmus ve Zülküf Kaya Kardeşler: 10'ar yıl hapis

Ancak cezaların açıklanmasının ardından mahkeme salonu önünde ve arka planda yaşananlar, adaletin sorgulanmasına neden olan çok ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Sadece Suç Değil, Gözdağı ve Tehditler de Vardı!

Yargılama sürecinin ne kadar karanlık ve baskı dolu bir atmosferde yürütüldüğünü gözler önüne seren bir diğer korkunç detay ise davanın seyrini değiştirebilecek nitelikteki saldırılar oldu. Daha önceki duruşma gününden bir gün önce, mağdur İrem G.'nin annesinin arabasının yakılması ve aileye yönelik ağır tehditlerde bulunulması, yaşananların sadece bir suç olmadığını, organize bir gözdağı ve sindirme politikasını devreye soktuğunu açıkça gösterdi. Adaletin tecelli etmesini engellemek için başvurulan bu korkunç yöntemler, davanın vehametini bir kat daha artırdı.

Para Teklifi, Örtbas İddiaları ve Avukatın Tutuklanması

Davanın geçmişine yönelik gündeme gelen konular arasında skandalın boyutunu gözler önüne seren en çarpıcı gelişmelerden biri de savunma cephesinde yaşandı. Sanık avukatları arasında yer alan Mustafa Şener, bu dava ile ilgili olarak daha önce polis tarafından gözaltına alınmıştı. Avukat Mustafa Şener, Girne’de meydana gelen tecavüz olayında “tanığa müdahale” ve “adaletin tecellisine engel olmak amacıyla gizli ittifak kurmak” iddialarıyla tutuklanmıştı.

Daha önceki süreçte taraf avukatlarının mağdura para teklif ettiği ve bu vahim olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığı yönündeki iddialar da bu tabloyla birleşince, adalete olan güven temelinden sarsıldı.

Bir hukukçunun görevi; maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve hukukun üstünlüğünü savunmak değil midir? Tanığa müdahale etme, mağduru baskı altında tutma veya para teklif etme iddiaları doğruysa, burada meslek etiğinin çok ötesinde, doğrudan adalet mekanizmasına yönelmiş ağır bir müdahaleden söz etmek gerekir.

"Utanılacak Bir Şey Yapmadınız" Savunması Vicdanları Yaraladı!

Sanıkların cezaevine götürüldüğü anlarda kameralara yansıyan görüntülerde, avukatların "Yüzünüzü kapatmayın, siz utanılacak bir şey yapmadınız" şeklinde tepki göstermesi, kamuoyunda ve hukuk camiasında büyük bir öfke yarattı.

Toplumun vicdanını derinden sarsan bu açıklama karşısında akıllara şu haklı soru geliyor: Bir insanın başka bir insana bu vahşeti yaşatması, özel hayatını hiçe sayıp kayda alması, duruşma öncesi mağdurun ailesinin aracını ateşe verip tehditler savurması ve mahkeme kararıyla suçlu bulunması için daha nasıl bir utanılacak şey yapması gerekirdi? "Yüzünüzü kapatmayın, siz utanılacak bir şey yapmadınız" sözünü bir kadının söylemiş olması; mağdur kadına yaşatılan vehametin başka bir kadın tarafından meşrulaştırılmaya çalışılması hangi savunma anlayışı ile işlenen bu ağır suçu ve şiddet sarmalını bu derece olağanlaştırabilir?

Hukuk Sınırları Nerede Başlıyor, Nerede Bitiyor?

Bir avukatın temel görevi, müvekkilini evrensel hukuk kuralları ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde savunmaktır. Ancak savunma hakkı; işlenen ağır bir suçu meşrulaştırmayı, mağdurun yaşadığı travmayı yok saymayı veya kamu vicdanını hiçe sayan bir tavır sergilemeyi kapsamaz. Karar sonrası verilen bu destek, savunma sınırlarını aşarak meslek etiğiyle bağdaşmayan bir boyuta mı taşındı? Avukatların yargıçlara bakarak tehditler savurması adaletin baskı altında mı tutulduğu sorusunun akıllara getiriyor.